ULAŞILABİLİR YAŞAM DERNEĞİ
II. ULUSLARARASI ROMAN SEMPOZYUMU
SONUÇ BİLDİRGESİ
Türkiye’de Roman’ların nüfusu resmi makamlara
göre 500 bin resmi olmayan makamlara göre ise
yaklaşık 1.5-2 milyon civarındadır. Bu grubun %
95’i yerleşik yaşama geçmişlerdir.
AB ye uyum sürecinde Türkiye’de en dezavantajlı
toplulukların başında gelen Roman topluluğu'nun
bu sürece hazırlığı, sivilleşme ve kendini ifade
etme olmuştur. Romanların özelikle doğu Avrupa
ülkelerinin komünizm sonrası buluşması ve AB’ye
katılımları ile birlikte yasal sosyal alanda
kendilerini ifade etmeleri ve tanınmaları
hızlanmıştır. Pek çok “Roman” kimliği ve bu
kimlikten kaynaklı önyargılar ve dışlanmaya
yönelik sivil oluşumlara yönelmişlerdir. Avrupa
Birliği sürecinde Romanlar Edirne, Samsun,
Tekirdağ, Kırklareli, Mersin, Adana, İzmir,
Balıkesir, Keşan, Söke, Çorlu ve İstanbul olmak
üzere toplam 17 dernek İzmir ve Edirne'de olmak
üzere iki tanede Roman Federasyonu kurmuşlardır.
Avrupa Roman Araştırma Merkezi ERRC
kurulmuş ve ülkeler arası dialog zemini
geliştirilmiştir. Pek çok akademik çevreninde
katılımı ve desteği ile tarihsel ve kültürel
süreçlerine yönelik tanınma ve kabullenme
gelişmiş, toplumsal alanda diğer toplumsal
gruplarla daha eşit zeminde ilişki kurmaya
yönelik çalışmalar geliştirilmiştir. Türkiye’de
de son iki yıldır bu alana yönelik açık ifadeli
çalışmalar başlamıştır. Gerek akademik alanda
gerekse de sivil toplum kuruluşlarının
duyarlılığı göz önünde tutularak geliştirilen
çalışmalar sonucunda Roman grupları arasında
ortak davranma bilinci gelişmeye başlamıştır.
Sözgelimi Ulaşılabilir Yaşam derneği 2005
yılında Edirne’de 2006 yılında ise İstanbul'da
Uluslararası Roman Sempozyumu düzenlemiştir.
Romanlarla ilgili kanuni düzenlemelerde
ayırımcılık yapılması, toplumsal önyargıların
oluşmasına neden olmaktadır. Romanlar,
Türkiye’de etnik bir kimlik olarak görülmekten
çok ayrımcılığın en yoğun hissedilebileceği
biçimde gerek yasal mevzuatta, gerekse toplumsal
alanda dışlanmaktadırlar. Hala geçerliliğini
korumakta olan 1934 tarihli İskan Kanunu’nun “Göçmen
Romanlar”a
hala uygulanıyor
olması, Türkiye’de Roman topluluğuna karşı
önyargılar bulunmasına neden olmaktadır. Fakat
2006 Nisan ayında Dışişleri Bakanı Abdululah Gül
yaptığı açıklama ile İskan Yasası'nın
modernize edileceğini ve yeni düzenlemeleri de
TBMM'ye sevk edeceklerini ifade etmiştir.
Yine Polisin Disiplinine, Merasim ve
Topluluklardaki Rolüne ve Polis Karakolları
teşkilatı ile Vazifelerine Dair Talimatname'nin
Madde 134. te yer alan ve gerekli tedbirlerin
alınması gereken şahıslar bölümünün 5. bendinde
"esaslı bir mesleği olmayan Çingeneler"
olarak halen geçerliliğini korumaktadır.
Romanlara yönelik yasal düzenleme ve
uygulamalar, hem Türkiye’nin Anayasa’sına hem de
Türkiye'nin altında imzası bulunduğu,
Uluslararası İnsan hakları Sözleşmelerinin,
başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, AİHS,
BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin
Sözleşme , Kişisel ve siyasal Haklara İlişkin
Sözleşme gibi çok sayıda düzenlemeye de
aykırıdır. Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyesi ve
AB adayı olduğu da göz önüne alındığında
Romanlarla ilgili olarak, ayrımcıkla mücadele,
çocukların eğitimi, ekonomik iş ve güçlerinin
iyileştirilmesi gibi konularda Romanların
hukuksal ve sosyal durumlarının iyileştirilmesi
ile ilgili olarak ile Avrupa Konseyinin aldığı
çok sayıda karar da dikkate alınması ve
uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.
Romanların hayat koşullarının iyileştirilmesi,
sosyal ve hukuki asgari standartlara
erişebilmeleri için öncelikle ayırımcı yasal
düzenlemeler kaldırılmalıdır. Bununla paralel
olarak AB uyum sürecinde eğitime özel önem
verilerek; özellikle ilköğretim sonrası eğitim
için özel çaba sarf edilmesi gerekmektedir.
Okuma yazma oranının hala düşük olduğu
toplulukta temel eğitimin kadınlar, kız ve erkek
çocukları arasında yaygınlaştırılması ve
ayrımcılığın gözetilmeksizin sürdürülmesi
aileler tarafından önem taşımaktadır.
Türkiye'deki Romanların gerçek durumu ve
karşılaşabilecekleri sorunlar hakkında şu ana
kadar ciddi bir araştırma yapılmamıştır.
Romanlar, istihdam alanında, konut alanında ve
kamuya açık alanlardan faydalanmada ayrımcılığa
tabi tutulmaktadırlar.
Örneğin Roman mahalleleri olarak belleklerimizde
yer edinen Sulukule ve Hacıhüsrev gibi semtlerde
yaşayan Romanlara sorulmadan belediye başka bir
semte taşıma kararı almıştır. UYD'nin II.
Uluslarası Roman Sempozyumu'nda Roman Dernekleri
yayınladıkları deklarasyonda bu konuya değinerek
" Romanları mahallelerinden taşıma kararı
alınmadan önce Romanlara sorulmalı ve öncelikli
olarak Romanların ihtiyaçları belirlenmelidir"
ifadesine yer vermişlerdir. Yine
Afyon'un Şuhut
İlçesinde 29.4.2006 tarihinde, Kız Meslek
Lisesinde kız öğrencilere tacizde bulundukları
gerekçesi ile okul müdür tarafından iki Roman
polise şikayet edilmiş ve Şuhut halkı Romanların
mahallesine giderek Romanların evlerini
yakmışlardır. Bu olayla birlikte evlerini terk
eden Romanların nerede oldukları
bilinmemektedir.
II. Uluslararası Roman Sempozyumu
projesi kapsamında Ulaşılabilir Yaşam
Derneği’nden bir ekip Romanlar’ın yoğun olarak
yaşadıkları bölgeleri ziyaret ettiler. Çalışmada
ziyaret edilen bölgeler:
Trakya Bölgesi kapsamında:
Edirne, Babaeski, Uzunköprü, Keşan, Evreşe, Çöp
Köy, Tekirdağ, Çorlu, Saray, Çerkezköy,
Kırklareli, Lüleburgaz, Muratlı, Malkara
bölgeleri ziyaret edilmiştir.
Marmara Bölgesi kapsamında;
Bursa ili, Bursa’nın Kamberler, Beyazıt ilçeleri
ile Vakıf mahalleleri, Balıkesir ili ile
Balıkesir’in Edremit ve Akçay ilçelerine
gidilmiştir.
Ege
Bölgesi kapsamında;
İzmir Bergama, İzmir Çırpı köyü, İzmir Tepebaşı,
İzmir Ege mah, İzmir Ferhatlı mah. Manisa Soma,
Manisa Akhisar, Denizli ziyaret edilmiştir.
Akdeniz bölgesi kapsamında:
Fethiye, Antalya Zeytin köy, Antalya Yeşildere
mah. Mersin Merkez, Mersin Silifke, Mersin Tece,
Adana Gülpınar mah, Adana Ceyhan Hürriyet
mahallelerine gidilmiştir.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Kapsamında:
Maraş’a gidilmiştir.
İç Anadolu bölgesi Kapsamında:
Hacıbektaş, Ürgüp, Avanos, Ankara Yenidoğan-Çinçin,
Ankara Yahyalar’a gidilmiştir.
Batı Karadeniz Bölgesi:
Düzce Çamköy, Düzce Çay Mahallelerine
gidilmiştir.
Ziyaret sonrası Romanlara ilişkin genel
gözlemler şunlardır:
-
Romanların üretim ilişkileri içinde rol
aldıkları genel meslek alanlarının artık gelir
getirici olmadığı,
-
Sepetçilik mesleğinin sönümlendiği,
-
Kalaycılık mesleğinin bittiği ve kalaycılık
yapan grupların artık hurdacılık, kağıt ve
hurda toplamaya yöneldikleri,
-
Geçici tarımsal işçiliğin azaldığı makineli
tarıma geçisin bunda temel etken olduğu,
-
Müzisyenliğin Romanlar arasında zanaat gibi
algılandığı ve önemli bir kısmının
çocuklarının müzisyen olmasını istemedikleri,
-
Kendi mahallelerinde küçük esnaflık yapan
ailelerin bulunduğu, bakkal, kahvehane sahibi
vs.
-
Kadınlar arasında yaygın olan bohçacılığın yok
denecek kadar azaldığı,
-
Hamallığın makinalı yük taşımacılığının
yaygınlaşması nedeni ile azaldığı
-
Gayri meşru işlerin belirli bölgelerde yaygın
olduğu
-
Yine Roman bölgelerinde eğitim ve/veya formel
eğitimin hali hazırda yaygın olmadığı, eğitime
devamlılık oranının oldukça düşük olduğu,
eğitime devamlılık konusunda toplumsal ve
kültürel bir yönelimin hali hazırda olmadığı
gözlenmiştir.
SONUÇ OLARAK;
-
Türkiye'de hem mevzuat hem de uygulamada
Romanlar ayırımcığa uğramaktadır. Romanların
hukuksal ve sosyal durumlarının
iyileştirilmesi için önümüzdeki dönemde
Meclis'in bu konuda yapacağı çalışmalar takip
edilmelidir.
-
Ülke içinde ve dışında seyahat etme,
ikametgah sorunları çözülmeli,
-
Göçebe Romanların belirlenen alanlarda özgürce
konaklamalarına izin verilmeli,
-
Kimlikleri nedeniyle şüpheli şahıs olarak
görülen Romanlara yönelik mevzuatın
kaldırılması için girişimde bulunulmalı,
-
Kamu görevlilerin Romanlara karşı yaptıkları
ayırımcılığa karşı kamuoyu bilinçlendirilmeli.
-
Kamusal alanda (yerel bürokratlar, medya) ve
adli mekanizmada çalışanlara özel eğitim
programları oluşturulmalı,
-
Romanlar sahip oldukları "vatandaşlık hakları"
konusunda bilinçlendirilmeli,
-
Romanlara yönelik eğitime özel olarak önem
verilmeli, özellikle ilköğretim sonrası eğitim
için ailelerle birebir görüşülüp bu konuda
itici güç olunmalı ve maddi sorunu olan
öğrencilere burslar verilmeli,
-
Eğitimde ayırımcılık yaşayan Roman çocuklar
tespit edilmeli ve bu konuda yetkililerle
birebir görüşmeler yapılmalı,
-
Romanların doğrudan yasalar aracılığıyla
insan onuruna aykırı bir şekilde ayırımcılığa
maruz bırakılmasına son verecek çalışmalar
yasa koyucularla tartışılmalı ve öneriler
kaleme alınarak sunulmalı,
-
Romanların kamusal alanda çalışmaları,
siyasi parti faaliyetler içinde yer almaları
ve örgütlenmeleri teşvik edilmeli,
-
Barınma konusunda Romanlarla ilgili yapılan
çalışmalar dikkatle incelenmeli ve sosyal
yaşamdan ve çok kültürlü yaşamdan uzak
öneriler reddedilerek alternatif öneriler
Romanların istekleri doğrultusunda ilgili
yetkililere sunulmalı,
-
Sivil toplum alanında Roman derneklerinin
kurulması ve kapasite geliştirilmesine katkıda
bulunulmalı,
-
Roman müziği ve kültürünün gelişmesine katkıda
bulunmak için eğitim ve kültür merkezi
açılmalı,
-
Roman kadınlarının toplumsal yaşama
katılımlarında ihtiyaç duydukları sosyal ve
eğitsel çalışmalar yapılmalı,
-
Roman topluluğunun geleneksel uğraş alanları
dışında yeni sektörlerle tanışmaları
desteklenerek istihdam teşvik edilmeli.
Bütün bunlar göz önüne alınarak Romanlar ‘la
ilgili yapılacak her türlü çalışmada ;
- Kültürlerarası kaynaşma,
-Önyargıların giderilmesi,
-Hoşgörü yani farklılığa saygı,
Ve çok kültürlü yaşamı
teşvik etmek gerekmektedir.